
Yazarlar: Alp Özgün Börcek
Pediatrik çağ beyin tümörleri tüm çocuk popülasyonu içinde lösemilerden sonra en sık görülen ikinci tümör tipleridir. Bu tümörlerin yönetimi erişkin çağ tümör yönetiminden birçok farklılıklar içermektedir. Kendilerine has özellikleri nedeni ile bu çağdaki beyin tümörlerinin yönetilmesi özelleşmiş ekiplerden oluşan multidisipliner yaklaşımları gerekli kılmaktadır. Bu derlemede genellikle erişkin çağ tümörleri için kullanılan Gamma Knife radyocerrahisinin çocukluk çağındaki kullanım alanları gözden geçirilmiştir.
DOI: 10.62351/gmhs.2024.006
Yazarlar: Sıla Burcu Özer Yağcı, Duygu Karakış
Uyku bozuklukları arasında sık karşılaşılan durumlardan biri olan obstrüktif uyku apne sendromu (OUAS) bireylerin yaşam kalitesini olumsuz yönde oldukça fazla etkilemektedir. Bu derlemede etiyolojisi ve tedavisi komplike olabilen OUAS için diş hekimlerinin yapabilecekleri ağız içi aparey tedavisinin önemine değinilmiştir.
DOI: 10.62351/gmhs.2024.007
Yazarlar: Ekin Zorlu1, Berkant Özpolat
Hıçkırık herkes tarafından deneyimlenen, bilinen hiçbir faydası olmayan fizyolojik bir reflekstir. Hıçkırık atağı geçici olabileceği gibi inatçı hıçkırığa neden olan 100’den fazla etken gösterilmiştir. Persistan ve inatçı hıçkırıkla başvuran hastaların mutlaka detaylı araştırılması gereklidir. Sebepler arasında idyopatik olan grup en sıktır. Gastrointerstinal hastalıklar, vagus siniri ve diyaframı uyaran etkenler, santral sinir sistemi ve intratorasik etkenler ön planda araştırılmalıdır. Tanı yöntemleriyle ortaya konabilmiş bir etyolojik faktör varsa tedavi planı onun ortadan kaldırılmasına yönelik olmalıdır. Nedeni bulunamayan inatçı ve persistan hıçkırıklarda farmakoterapinin yanında cerrahi de etkili çözüm sağlayan bir seçenektir.
DOI: 10.62351/gmhs.2024.005
Yazarlar: Bülent Kurtiş, Burcu Kutlay Kurtiş
Dişler ve implant yüzeylerine sıkı şekilde bağlanan ve zaman içerisinde yoğun bir şekilde tabakalar halinde çoğalan dental biyofilm, içerisindeki çok sayıdaki patojen mikroorganizmalar nedeniyle periodontal ve peri-implant hastalıkların etiyopatogenezinde önemli rol oynamaktadır. Periodontal ve peri-implant hastalıkların tedavisindeki ilk ve en önemli işlem cerrahi olmayan mekanik debridman olarak da adlandırılan biyofilmin tümüyle elimine edilmesi ve kontrol altına alınmasıdır. Böylece periodontal ve peri-implant hastalıklardan diş çürüklerine ve periapikal inflamasyonlara kadar birçok ağız içi hastalık ve sorun mikrobiyal yükün ve inflamatuvar sitokinlerin azaltılmasıyla sağlıklı durumuna dönebilmektedir. Son yıllarda biyofilmin diş ve implant yüzeylerinde görünür hale getirildikten sonra yüksek teknoloji cihazlar vasıtasıyla tümüyle temizlenmesi ve elimine edilmesini içeren ve Rehberli Biyofilm Tedavisi (Guided Biofilm Therapy) (GBT) olarak adlandırılan yeni bir tedavi protokolü uygulanmaya başlanmıştır. Bilimsel çalışmalarda GBT’nin tedavi sonuçlarının yıllardır altın standart olarak düşünülen diş yüzeyi temizliği ve kök düzeltmesi işlemlerinden daha iyi veya ona eşit düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Bu derleme makalesinde periodontal ve peri-implant hastalıkların tedavisinde uygulanan GBT protokolü birçok yönüyle detaylı olarak anlatılacaktır.
DOI: 10.62351/gmhs.2024.004
Yazarlar: Haydar Sur
Müzikle terapi uygulamalarının günden güne yaygınlaşmasında klasik batı tıbbının boşlukta bıraktığı kısımlara müzik terapisi, sanat terapisi vb. tamamlayıcı yaklaşımların talip olması ve bir umut vaat etmesi ve müzik terapistlerinin etkin bir pazarlama gücüne erişerek pazar oluşturmadaki becerileri en önemli nedenlerdir. Yirmibirinci yüzyılın kanıta dayalı tıp anlayışıyla müzikle terapi yaklaşımlarına bir bakış açısı koymak gerekmektedir. Müziğin insan sağlığı ve tıp ile ilişkisi incelenirken, müziğin insan sağlığına katkısının başka, hastalanmış veya yaralanmış kişileri tedavi etmeye katkısının başka şeyler olduğu bilinmelidir. Hastalanmış birisini yalnızca ve tamamen müzikle tedavi edemeyeceğimiz ve hiçbir rahatsızlıkta bilimsel tıbbın yerine müzikle terapiyi koyamayacağımız ön kabul sayılmalıdır. Klasik tedavimizin de eksik, yetersiz kaldığı durumlarda müzik, tedavimizin boyutunu genişleten ve etkisini artıran bir ek uygulama olarak devreye sokulmalıdır. Bugünkü kanıta dayalı tıp bilgilerimize göre müziğin kalp ve damarlar, beyin ve sinirler ve insan psikolojisi üzerinde gerçek bir etkisi vardır. Bazı rahatsızlıkların tedavisinde uzmanı tarafından yapıldığı taktirde müzikle terapinin eşsiz katkıları bulunmaktadır. Türkiye’de bugünkü uygulamalara bakıldığında müzikle uğraşmakta olan her doktorun veya psikoloğun, ya da insan sağlığına merakı olan her müzisyenin bu işe kalkışma hevesine girdiği fark edilmektedir. Olması gereken; hekimin, psikoloğun, ergoterapistin müzikle tedavi yöntemlerini koruyucu sağlık hizmetine veya tedavi uygulamalarına içine nasıl entegre edeceğini bilimsel olarak öğrenmesi, bunu resmi belgeye bağlaması ve gerçek bir profesyonel tavır içine girmesidir. Müzikle terapi uygulamasında odak noktamızın estetik haz değil, terapi olduğu çok iyi anlaşılmalıdır. Hastanın aktiviteye katılımı da mümkünse arzulanan bir şey olmaktadır. Koruyucu ve tedavi edici hekimlikte büyük potansiyeli bulunduğunu bildiğimiz müzikle terapinin amatör heveslerle çarçur edilmesinin önüne geçilmelidir.
DOI: 10.62351/gmhs.2024.003
Yazarlar: Mustafa Cesur
Endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları, endokrin bezlerin ve fizyolojik olarak bu bezlerden salgılanan hormonların rahatsızlıklarını ve yanı sıra metabolizmayı ilgilendiren bozuklukları inceleyen bir tıp alanıdır. Endokrinolojinin tarihi genel olarak üç aşamaya ayrılır. Birinci aşama endokrinin bileşenlerinin tanımlanması, ikinci aşama analitik endokrinoloji aşaması ve üçüncü aşama sentetik endokrinolojinin oluşması olarak ele alınabilir. Endokrinin bileşenlerinin tanımlanması endokrin bezlerin ilk kez tarif edildiği dönemleri içerir ve iç salgı kavramının ortaya çıkmasıyla son bulur. Analitik endokrinoloji aşamasında hormon kavramı ortaya atılmıştır ve pek çok hormon tanımlanmıştır. Sentetik endokrinoloji döneminde ise hastalıkların oluşumunda hormonların rolü araştırılmaya başlanmış ve teşhis ve tedavi yöntemleri bu dönemde geliştirilmiştir. Thomas Addison 1855’de halsizlik, kusma ve ciltte pigmentasyondan şikayetçi olan bazı hastalarda sorunun adrenal bez kaynaklı olduğunu bildirmiştir. Bu, tarihte ilk defa bir endokrin bez salgı yetersizliğinin gösterilmesidir. Starling sekretin hormonunu tanımlamış ve hormon kelimesini Yunanca "heyecanlandırmak" veya "uyandırmak" (ormao) fiilinden türetmiştir. Sekretin hormonu bu bağlamda ilk kez tanımlanan hormondur. Harvey W. Cushing şimdi Bovie olarak bilinen yeni bir elektro-cerrahi cihazını ilk kez kullanmış ve transsfenoidal cerrahinin önünü açmıştır. Jules Hardy binoküler mikroskop ile hipofiz adenomlarında seçici adenomektomiyi geliştirmiş ve transsfenoidal mikrocerrahide devrim yaratmıştır. Banting, Macleod, Best ve Coolip’in keşfinde rol oynadıkları insülin, tip 1 diyabet tedavisinde kullanılmış ve yaşamı tehdit eden bir sağlık durumunu tamamen tersine çeviren ve mutlak bir ölümün önüne geçilmesini sağlayan bir hormon tedavisi olarak tarihte yerini almıştır. Bu derlemede endokrinolojinin tarihçesine bir bakış yer almaktadır.
DOI: 10.62351/gmhs.2024.002
Yazarlar: Doğan Ceyhan
Sağlıklı olmak ve olası en iyi sağlık hizmetine ulaşmak, insanlığın en öncelikli ihtiyacı ve hakkıdır. Kişi ve bireylerin sağlık durumunu belirleyen önemli konulardan birisi tıbbi işlemlerde, akıl yürütme ve karar verme süreçlerinin bilimsel temellerle yürütülmesidir. İnsanların akıl yürütme ve karar verme süreçlerinde bulunan “bias” (yanlı olma), “confounding” (karıştırıcı faktörler) gibi etkenlerin dikkate alınmasının yararlı olması beklenir. Ayrıca tıptaki belirsizlikler ve bu belirsizliklerin azaltılması için gerekli olan doğru düşünme yöntemleri ve Bayes kuramı ile kanıta dayalı tıp gibi daha sağlıklı bilgi edinme ve bilgileri kullanma yöntemleri aracılığıyla, sağlıklı olma sürecine katkı sağlanabilir. Hasta hekim ilişkisinin tüm aşamalarında kullanılan bilimsel yaklaşımın, tanıtedavi süreçlerini hasta yararına geliştirmeye katkı sağlaması da beklenmelidir. Sağlık işlemlerinde akıl yürütme, karar alma ve bilimsel süreçlerin geliştirilmesi, insan ve toplum sağlığına önemli katkı sağlama potansiyeli taşımaktadır.
DOI: 10.62351/gmhs.2024.001